Nusaybin’in 4 km kuzeyinde, Çağçağ Vadisi’nin Kuzey Mezopotamya ovasına açıldığı noktada bulunan höyük, ilk olarak 1964 yılında A.T. Olmstead tarafından incelenmiştir.

Daha çok yüzey buluntularına dayanarak Olmstead, Girnavaz’ın Asur Devri Nasibina’sı ile benzer noktalarına dikkat çekmiştir. 1980 yılında Kessler tarafından yapılan araştırmalar Nusaybin ve çevresi açısından oldukça önemli sonuçlar doğurmuştur. “Kuzey Mezopotamya’nın Tarihi Topografyası Üzerine Araştırmalar” adı ile yayımlanan bu çalışmada Kessler, tarihi belgeleri ve aynı konudaki diğer araştırmaları ele almıştır. Kessler araştırmalarını daha çok devrin anayolları üzerinde yoğunlaştırmıştır. Böylece bazı antik kentlerin lokalizasyonu için önemli ipuçları elde edilebilmiştir. Bu yolların en önemlilerinden bir tanesi Kaşyari (Kasijeri) Yoludur. Kaşyari aslında bir dağ adı olup, klasik çağlarda Masius, daha sonraki dönemlerde Tur Abdin ve günümüzde Mardin eşiği olarak tanınmaktadır. Batı kenarı kesin olarak belirlenemeyen, daha çok Mardin ve Midyat bölgelerini kapsayan bu dağlık arazi, doğuda Dicle ile kesilmektedir. Yeni Asur döneminde sürekli karşımıza çıkan Kaşyari adı, bölgedeki bağcılık ve tahıl üretimiyle belli oranda ekonomik önem taşısa da, Kaşyari’nin Yeni Asur Devri için en etkileyici yanı, Girnavaz üzerinden Diyarbakır’a ulaşmak için sağladığı bağlantı ve stratejik değerdir. Nabula Orta ve Yeni Asur Devirleri yazılı kaynaklarında sık sık karşımıza çıkmaktadır. Buradaki Asur varlığı, ilk defa Lehhman- Haupt tarafından tespit edilen stel parçalarıyla kanıtlanmıştır. Bu kitabeli parçalardan üç tanesi Asurnasirpal’e ait bir steli büyük ölçüde tamamlamaktadır. Adana Arkeoloji müzesinde bulunan bu üç parçalı stel ve kitabesi bilim dünyasına J.D. Hawkins tarafından tüm ayrıntıları ile tanıtılmıştır.

Girnavazda ele geçen en önemli buluntu gurbunu, üç adet Yeni Asur Devri tableti oluşturmaktadır. Bu tabletlerden Bahçe Satışı ile ilgili olanı, bahçenin tanımını yaparken; bahçenin bulunduğu kenti de açıkça ifade etmiştir, burası Nabula’dır.